|
KRI
ADASI
Kri
adasında yaptığımız dalışlar, benim için bu gezide Passage'dan sonra
ikinci sıraya yerleşti. Aslında sualtı güzellikleri anlamında bu
bölgeden daha güzel diyebileceğim yerlerde daldık. Ama bu dalış
bölgesini diğerlerinden bariz şekilde ayıran o müthiş akıntısı oldu.
Bizi,
yanda planını gördüğünüz adanın (ki ada sualtında. Yani yüzeyden 8mt
derinde başlıyor) sol tarafında suya indiriyorlar. Ha bu arada aklıma
gelmişken hemen yazayım çünkü bölümler bittiğinde unutursam çok
üzülürüm; bütün dalışları, bizi ana tekneden dalış bölgesine taşıyan
küçük teknelerle yaptık. Suya girişimiz hep tekneden sırt üstü atlayarak
oldu. Ben de her seferinde Zodyak Kerem'i andım :)
Neyse
konumuza dönelim... Dediğim gibi dalışlarımız, adanın solunda kalacak
şekilde, yaklaşık 20-25mt.'lerde başlıyordu. Bu bölgede ve diğer bazı
bölgelerde, benim ilk defa canlı olarak gördüğüm; halı köpek balığı,
leopar köpek balığı yavrusu, siyah beyaz renkte ve zehirli olan su
yılanları, pigme denizatı oldu. Özellikle pigme denizatını görmek için
çok çabaladım, gözlerim şaşı oldu, burnum neredeyse mercana yapıştı ama
sonunda görmeyi başardım :) Rehberlerimiz birkaç sefer bu minicik
yaratıklardan bulup bulup bize gösterdiler sağ olsunlar ama ben bir defa
baktım, gördüm ve bir daha görmek için hiç uğraşmadım. Onlara
profesyonelce çekilmiş fotoğraflardan bakmak hem daha keyifli, hem de
daha kolay :))
Yüzeye
doğru yaklaştıkça akıntı kendini hissettirmeye başlıyordu. Akıntının çok
olduğu yerde balık da çok olur malum. Gerçekten de onlarca balık sürüsü
görüyorduk. Özellikle
bedfish'ler... Sanırım temizlik
istasyonlarıydı onların orası. Bu kadar çok bedfish'i bir arada görmek
mümkün müdür? Burada mümkünmüş... Ama dik değil, yatık duruyorlar....
Çünkü akıntı çok kuvvetli ve hayvanlar da yelken şeklindeler, nasıl dik
dursunlar :)) Yandaki resimde Ogus'un bağlı olduğu ipe dikkat edin ne
kadar gergin... İşte adanın tepesi burası. Burada Ogus'un yapıp bizlere
dağıtmış olduğu kancalar ile kendimizi bir kayaya takıyor ve ipin ucunda
bayrak gibi sallanarak (bu hafif kalır ama başka neye benzeteceğimi
bilemedim şimdi) önümüzden geçen balık sürülerini izliyorduk...
Ogus,
burada kendini bağlamış bakınırken, ben biraz daha aşağıda, akıntının
daha az hissedildiği bir kayanın dibinde, kayanın içindeki kovuğa kafamı
sokmuş bir baldudak resmi çekmeye çalışıyordum. Fakat işin komik tarafı
şu yanda gördüğünüz orfoz yavrusu habire baldudakla benim objektifin
arasına girip duruyordu. Sanki onu çekme beni çek diyordu. İnanır
mısınız herhalde bir onbeş dakika filan beni uğraştırdı. Bir ara
regülatörü ağzımdan çıkartıp kahkahalarla gülmeye başladım küçük
orfoza... Bu arada ben onlarla oyalanırken dalış bilgisayarım ötmeye
başladı. E günlerdir günde üç dalış yapıp duruyoruz. Olan oldu tabii.
Dip zamanı kalmadı ki...
Neyse
bu iki sevimli yaratığı bırakıp, yüzeye,
Ogus'un
yanına doğru yükselmeye başladım. Akıntının beni sürüklemesine engel
olabilmek için hemen elimdeki kancayı yüzeye en
yakın olan kayaya sapladım ve deko beklemesine başladım. Bu arada zaman
zaman yukarıdaki dalganın gücüyle geriye doğru çekilirken ipe tüm
gücümle asılıyor, içimden de şu ip bir kopsa kim bilir bu akıntı beni
nereye atar diye geçiriyordum. Evet demin dalga dedim. Çünkü denizin
ortasında,
yüzeyden 8mt. derinlikte bir ada olunca
adanın üzerinde de dalgalar oluyor. Denizin üzerinde bunu çok güzel
görüyorsunuz. Denizin ortasında dalgalar...
***
Kri
adasının olduğu bölgenin diğer bir önemi de, bizi tekrar uzaktaki
sevdiklerimizle buluşturmasıydı. Sorong'dan tekneye binip açıldıktan
birkaç saat sonra dünya ile tüm iletişimimiz kopmuştu. Cep
telefonlarımız artık çekmiyordu. "Uzak" sözcüğünü ilk kez bu kadar
derinlemesine düşündüm bu gezide. Her gün telefonuma bakıyordum acaba
çeker mi buralarda diye... Ama yok. Teknoloji böyle bir şey işte. Oysa
Maldivler'e giderken cep telefonum yanımda yoktu... Çekti çekmedi derdim
de yoktu tabi :))
Teknedeki dördüncü günün sabahı kulağıma gelen cep telefonu mesaj
sesleri ile uyandım. Sesler uzaktan geliyordu, benim telefonum değildi.
Hemen kendi telefonuma baktım, çekmiyordu. Alt kamarada kaldığım için
çekmiyor olabilir diye düşünüp, güverteye fırladım. Kaptan ve
mürettebat, ellerinde cep telefonları, yüzlerinde mutlu bir ifade, ya
telefonla konuşuyor, ya da mesaj çekiyorlardı. "Telefonlar çekiyor"
dedim. Sevinçli bir ifadeyle beni
onayladılar. Benim telefonum da çekmeye başlamıştı. Nasıl
heyecanlandım... Ama saat sabahın yedisiydi. Bu Türkiye'de gece iki
demekti. Bu saatte aranmaz ki... Olsun dedim, bizim üçüncü dalışımızdan
sonra Türkiye'de sabah olacak, o zaman ararım... Cep telefonlarıma
mesajlar gelmeye başladı. Heyecanla açtım her mesajı. Manilerle dolu
bayram mesajları, garanti bankası, carrefour reklamları, bayramdan
bayrama arayan birkaç arkadaşımdan gelen birkaç cevapsız arama... "Uzak"
sözcüğü kemirdi beynimi.
Derken
herkes mutlu mesut kahvaltıya gelmeye başladı. "Cep telefonları
çalışıyor !"
Bu arada Ogus girdi içeri, "Aroymak'ın
hepinize selamı var"... Gece uyku tutmadığı için güverteye çıkmış,
telefonların bağlandığını ilk Ogus görmüştü. Sabaha karşı üç gibi olduğu
için de - ki bu Türkiye'de akşam on'a denk gelir - istediği gibi aramış
herkesi...
Herkes
sevinçli bir telaş içindeydi. Bizimkiler, mürettebat, kaptan, hepimiz...
Bir şeyler atıştırdım, sonra da yelken direğindeki yerime tırmandım.
Ufka verdim gözlerimi. "Uzak" sözcüğü kemirdi beynimi. Türkiye'den
kilometrelerce uzakta, neredeyse dünyanın bir ucunda, Ekvator'un
üzerinde, Pasifik okyanusunda, Karadeniz türküleri dinlemeye koyuldum...
"dere
akar taş ile
gözüm
doldi yaş ile
nerelere gideyim
ha bu
garip baş ile"
***
Manodo'yu bu bölümde yazarım demiştim ama bu bölüm tahminimden uzun
sürdü :) Belki de Manodo'ya (Manodo, dönüş yolumuzda, Singapur'a uçmadan
önce bir buçuk gün konakladığımız, Endonezya'da bir yer.) tek bir bölüm
ayırabilirim. Manodo'da, balta girmemiş ormanların içinde, bir köyünde
kurulmuş olan turistik tesislerde konakladık. Köy ve insanlar hakkında
yazmak istediklerim var. Bolca fotoğraf çektik burada. Onların da bir
kısmını sizlere göstermek istiyorum...
Dedim
ya bu gezide yazacak çok şey çıktı... Bir sonraki bölümde buluşmak
üzere...
Yazı ve Fotoğraflar :
CMAS 1 Yıldız
Eğitmen Başak ÇETİN

Yazılar
5846 Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun olarak koruma altına
alınmaktadır.
Bunun
içindir ki; yazılı,
basılı,
görsel ve sanal
ortamda yazarın izni olmadan ya da altında yazarın ismi belirtilmeden
asla kullanılamaz. |