|

Bu
dalış gezisi benim için yalnızca sualtı olmadı. Dalışla ilgili anılarımı
da yazacağım ama ondan önce ve belki de ara ara yazmak istediğim
duygular var. Çünkü başta da söylediğim gibi bu gezi benim için yalnızca
bir dalış gezisi olmadı.
Raja
Ampat, bizim dalışlarımızı yaptığımız bölgenin adı. Raja-Ampat'a
Sorong'dan tekne ile gidiliyor. Burası, benim şimdiye kadar gittiğim,
evimden en uzak olan nokta. O kadar ki; bu uzaklık ister istemez bana
"uzak" sözcüğünün içeriğini tekrar düşündürdü. Türkiye'den
kilometrelerce uzakta, neredeyse dünyanın bir ucunda, Ekvator'un
üzerinde, Pasifik okyanusunda, Karadeniz türküleri dinlerken insan ister
istemez "uzak" sözcüğünü farklı bir boyutta düşünüyor. Ve Rilke'nin
dediği gibi "yalnızca içte olan yakındır, başka her şey uzak" bunu
birebir yaşamak ve gözlemlemek... "Ne var bunu anlamak için pasifik
okyanusuna gitmeye ne gerek var" dediğinizi duyar gibi oluyorum. Haklı
olabilirsiniz, ama ben kendi adıma "uzak" sözcüğünü farklı bir ışıkta,
netlikte ve derinlikte ve hatta belki de aslında bir daha yaşadım. Bu
gezinin en çarpıcı yönlerinden biri oldu benim için.
Maldivler'de "dünyada bir yerdeyim ben" diyordum. Ama Burada Kardeniz
türküleri dinlemek ve
söylemek
geldi içimden :) Maldivler'le Raja arasında, tekneden tutun da,
sualtına, mürettebattan tutun da doğasına kadar çok fark var. Bir kere
Maldivler'de kara görmedik diyebilirim. Kara denilebilecek su üstündeki
küçük sığlıkları saymıyorum. Oysa Raja'da her sabah farklı bir kara
parçasının yakınında açıyorduk gözlerimizi.

O da
farklı bir duygu getiriyor bana bu kesin. Düşünsenize birinde dört
tarafınız deniz, ufukta kara görmüyorsunuz, ötekinde ise en azından iki
yanınızda kara var. Tropik ormanlarla kaplı irili ufaklı adalar bunlar
ama en nihayetinde kara... Öteki uçsuz bucaksız bir deniz. İkisinin
verdiği duygu çok farklı bir kere. Ama hangisini tercih edersin
derseniz, çok daha az konforlu olmasına rağmen, Maldivler'deki tekneyi
derim.
THE
PASSAGE
Beni
bu gezide çarpan ikinci nokta ise; bir dalış bölgesi olan "The Passage"
manzaraları oldu. Bu bölge ile ilgili profesyonel çekimler yapan
arkadaşlar olduğu için benim çektiğim birkaç fotoğrafın aslında gerçeğin
binde birini yansıttığını da özellikle belirtmeliyim. Bu dalış bölgesi "Waigeo"
ve "Gam" adaları arasında bir geçit. Başı ve sonu kumluk sığlıklardan
oluşan, derinliği en fazla 13-15mt olan, ortası dere gibi akan ve yer
yer ters akıntıların rastlandığı enteresan bir dalış noktası.
Dip
yapısı ve canlı türleri açısından çok zengin bir bölge. Hem makro hem de
geniş açı çekimleri için çok zengin. O nedenle buraya iki dalış yaptık
ve ilkinde makro çekim yapan arkadaşlarımızın bazıları daha sonra
kameralarını geniş açıya göre ayarlayıp öyle indiler suya. Özellikle
rengarenk ve çeşit çeşit mercanlar insanı büyülüyor. Burada ben de
amatörce fotoğraflar
çektim ve bütün amatörlüğüme rağmen beni sevindiren fotoğraflar oldu.
Meğerse iki adadan yükselen dev palmiyeler, güneş ışığının suya direkt
vurmasını engelliyormuş. Bu da makinenin zorlanmadan ışık ayarını
yapmasını sağlamış. Ben de bu şans sayesinde birkaç güzel fotoğraf
çekebilmişim :) Passage'ın sualtı çeşit çeşit tavşanla dolu. Ama dedim
ya ben esas mercanları sevdim. Bir sanat galerisini gezer gibi gezdim.
Profesyonel anlamda geniş açı çekim yapan arkadaşların müthiş görüntüler
yakaladığından eminim. Bu güzellikleri en kısa zamanda bizlerle
paylaşmalarını sabırsızlıkla bekliyorum.
Buranın
bir diğer çarpıcı yönü ise akıntılar. Aslında Raja'da dalış yaptığımız
çoğu bölge oldukça akıntılıydı... Burada akıntı tek bir yöne değil. Ters
akıntılar ve zaman zaman aşağı basan akıntılara rastlamak mümkün. Kenar
sığda mercanları, orta derinde (derin dediğim yer de en fazla 12-15mt.)
ise dere gibi akan bir su ve büyük baş deniz canlıları görüyorsunuz.
Hatta bu dere gibi akan suda, bizim rehberlerden biri ile kaplumbağa
kafa
kafaya çarpışmışlar. Tam bir komedi :)) Türkiye'de gördüğümüz
baraküdaların en az 4-5 katı büyüklükte olanlarını gördük, sonra devasal
boyutta (abartıyor olabilirim ama benim şimdiye kadar gördüğüm en büyük
akyalardı) akyalar. Yine şimdiye kadar görmediğim irilikte ve renklerde
İstakoz gördüm. Bir de neydi kafasında yumru olan balık... Hani
Napolyan'a benzeyen.... İşte ondan da gördük. Dedim ya burası oldukça
değişik ve renkli bir dalış bölgesiydi.
Passage'in en önemli anılarından biri de gezimizdeki iki çiftin evlenme
teklifleri oldu. Boğaçhan Hoca ve Cenk, Banu ve Sinem'e sualtında
evlenme teklif edip yüzük taktılar :) Bunun hikayesini bir dahaki bölüme
saklamak istiyorum. Onları buradan bir kere daha tebrik ediyor ve hayat
boyu mutluluklar diliyorum.
Döndüğümüzden beri uyku düzenim bozuldu. İki gecedir sabaha karşı 2-3
gibi kalkıyorum. Geçen sefer çektiğim fotoğraflarla oyalandım biraz, dün
gece de yazmak geldi içimden... Yazılarımı parti parti göndereceğim
yine. Ama bu sefer gün gün olmayacak. Aklıma geldiği gibi yazacağım. Hem
gözünüzde daha rahat canlansın, hem de sıkılmayın diye de bolca resim
koymaya çalışacağım :)
Bir
dahaki bölümde görüşmek üzere :)
Yazı ve Fotoğraflar : CMAS
1 Yıldız
Eğitmen Başak ÇETİN

Yazılar
5846 Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun olarak koruma altına
alınmaktadır.
Bunun
içindir ki; yazılı,
basılı,
görsel ve sanal
ortamda yazarın izni olmadan ya da altında yazarın ismi belirtilmeden
asla kullanılamaz. |