|
Maldivler'de 3 günü geride bıraktık. Bugün "Beş Kayalar" adı verilen bir
yerde dalacağız. Bir daire çizin ve dairenin çemberine beş tane büyükçe
kaya yerleştirin. Kayaların her biri yaklaşık bir evin salonu
büyüklüğünde. Maldivler'deki enteresan dalış bölgelerinden biri. Beş
kayanın etrafı balık a çısından
zengin. Kayaların alt girintilerinde büyük orfozlar var. Ama bu bölgenin
benim aklımda kalan, en can alıcı noktası akıntısı. Bu beş kayanın
ortası nasıl akıyor biliyor musunuz... Ben orta yere geldiğimde akıntı
çubuğumu sapladım bayrak gibi salınarak bekliyorum. Biraz yanımda Kubi
de aynı şekilde. Azıcık soluklanıp kayaların etrafını tavaf etmeye devam
edeceğim. Tam o sırda Sekerim gelip beni kolumdan yakaladığı gibi büyük
kayanın arkasındaki akıntısız bölüme geçiriveriyor. Oh ne rahatmış.
Dedim ya sayesinde çok konforlu dalışlar yaptım, Allah herkese Şekerim
gibi bir badi nasibeyesin... Bu arada yanda fotoğrafını gördüğünüz kişi
namı diğer Şekerim olan Oğuz Aroymak ve durduğu yer de demin bahsetmiş
olduğum yer. Öyle sakin duruyor ki sanırsınız ben bu yazıyı başka bir
yer için yazıyorum. Bu dalışta Neslihan'ı da çok taktir ettim. Sinan
dalış öncesi Neslihan'ı akıntıda kendine bağlamak için özel kancalı ip
yaptırmıştı ama hiç kullanmak zorunda kalmadı :) Ayrıca Kubi de büyük
bir sınav verdi. Hem akıntı dalışı hem de hava tüketimi bakımından
benden tam puan aldı...
Beş
kayanın etrafını tavaf ettikten sonra biraz ilerde ikinci bir reef var.
Karşıya, o reefin tepesine gelip, dalışı sonlandıracağız. Bu arada görüş
berbat. Biz gözümüz gördüğünce rehberi izlemeye çalışıyoruz. Tam karşı
reefe ulaştık ki bir akıntı.... Ama nasıl akmak... Şekerim Ogus bir
kayaya yapıştı ben onun yanındakine, ne oluyoruz diye birbirimize
bakıyoruz. Geldiğimiz yöne bakıyorum kimse yok. Akıntının gittiği yönde
birilerini görüyorum. Elinde şamandıra olan biri. Şekerim bana bakıyor
ne yapalım diye. Ben son kez geldiğimiz yöne bakıyorum kimse yok. Bizim
gruptan bir ikimiz kalmışız. Olduğumuz yerde durmaya devam edersek
ileridekileri de kaybedebiliriz ve bu akıntı bizi dünyanın hangi bir
yerine sürükler bilemiyorum. Yürü diye onların olduğu yönü işaret
ediyorum gözümle. Elimizi bırakmamızla birlikte jet hızı ile onların
yanına varıyoruz. Yaklaşık beş metredeler ve sosisi açmış bekliyorlar.
Akıntı aniden kesiliveriyor. Bizim rehber ve Kubi. Ogus yok, Sinan'la
Neslihan yok... Rehber
bize
onları soruyor, bilmiyoruz diyoruz. Biraz daha bekledikten sonra çıkmak
zorunda kalıyoruz. Sinan'la Neslihan suyun üzerindeler, Ogus yok....
Yaklaşık bir yarım saat sonra Boğaç Hoca ile birlikte uzakta bir yerde
görünüyorlar. Bu dalışı sevmiyorum :(
Bundan
sonraki iki dalışta kaplumbağa, dört beş tane yavru köpek balığı ve bat
fishler görüyoruz.
Dalışlar saat dört gibi bitiyor. Bu gün adaya çıkacağız. Çok
heyecanlıyım çünkü hep uzaktan gördüğümüz o tropik adalara ilk defa ayak
basacağız. Teknenin küçük motoru bizi iki seferde adaya taşıyor. Bu ada
işi çok ilgimi çekiyor. Anladığım kadarıyla bu adayı sabahtan rezerve
ediyorsun. Tıpkı restoranda yer ayırtmak gibi.
Etrafı
on dakikada dolaşılabilen bir ada bu. Adada bir voleybol sahası (kum
tabii), bir mangal, iki üç büyük uzun masa ve plastik beyaz
sandalyelerden başka bir şey yok. Palmiye ağaçları, kumsal ve deniz
hepsi o.
Biz
adaya indiğimizde bir başka grupla karşılaşıyoruz. İtalyanlar bizden
önce gelmiş. Çifte rezervasyon mu bilmiyorum ama yapacak bir şey yok
anlaşılan. Mangalı kaptırmışız. Biz de voleybol sahasını kapıyoruz.
Kaptan ve mürettebat oyunu başlatıyorlar. Üç set tamamlandıktan sonra
güneş de yavaş yavaş batmaya başlıyor. Tam bu sırada Ogus'lar ve Boğaç
Hocam kuma kapaklanıp yüzlerini un gibi olan beyaz kumlara buluyorlar.
Mangalı
ve masayı kaptırdığımız için biraz keyfimiz kaçıyor. Mangalda balık
hayallerimiz suya düşüyor. İtalyan gruptan uzaklaşmak için adanın öteki
tarafına geçiyoruz. Oradaki sandalyelere yayılıp gökyüzünü seyre
dalıyoruz. Yemek konusunu kimse açmak istemiyor. Bir süre sonra Kubi
gelip,
"Sürpriz
var Sürpriz var" diye dolanmaya başlıyor ortalıkta. Oturduğumuz yerin
arkasındaki ağaçların arasından çok zayıf da olsa ışık sızıyor. Hep
birlikte ışığa doğru yürüyoruz. Gördüğümüz manzara karşısında hepimiz
dona kalıyoruz. Kaptan ve mürettebat, kumdan kocaman bir whale shark
yapmışlar. Yaklaşık altı yedi metre boyunda. Adada buldukları mangal
küllerinden balinayı siyaha boyamışlar ve adanın beyaz kumlarını
kullanarak üzerine beneklerini işlemişler. Balinanın üzerine de mumlar
yerleştirip bizim masa gibi kullanmamızı sağlayacak şekle getirmişler.
Nasıl bir emek, nasıl bir yürek... Ben hala o anı düşündükçe boğazıma
takılan yumruğa ve gözlerimi ıslatan suya hakim olamıyorum.
Whale
shark'ın yanında adadaki diğer masaya kurulu bir açık büfe... Bu
muhteşem sürprizin etkisinden kurtulan yemeğini alıp whale shark'ın
etrafına sıralanıyor. Şakir Bey'de bir başka sürpriz yapıp, Türkiye'den
binbir katakulliyle getirdiği rakıları ikrama başlıyor. Nasıl keyifli
bir gece geçiriyoruz anlatamam. Tek ışık kaynağımız olan mumlar ve
yıldızlar altında içkiler içiliyor, sohbetler ediliyor, şarkılar
söyleniyor. Maldivce şarkılar bile dinliyoruz kaptan ve mürettebattan.
Adanın etrafında tur atıp, yengeçlerden kaçıyor, yakamoz topluyoruz. Ben
hayatımda ilk defa yakamozu elime alıyorum. Elinde toplu iğne gibi bir
ışık parçası parıldayıp duruyor. Herşey ŞAKA GİBİ! Hayır hayır bu gece
her şey RÜYA GİBİ! Yarın zirve dalış noktamıza gideceğiz...
Uzun
süren ada gecesinin ertesi günü çarşaf gibi bir denize uyanıyoruz.
Akıntı da yok... Aklıma Müdürüm Sacit'in sözü geliyor "herşey güzel
olacak". Gezinin ilk günü söylemişti ve gerçekten de herşey
beklediğimizin üzerinde bir güzellikte devam ediyor. Beşinci günün ilk
dalışını "Dhiga Thila"
adındaki
dalış bölgesinde yapıyoruz. Akıntı olmadığı için salına salına
yüzüyoruz. Etrafımızda küçük
köpek
balıkları, bedfishler, trigerlar, kaplumbağalar dolanıyor. Yok yok. Hele
bir mercan var inanılmaz güzel. Beyaz bir mercan ama uçları açık mavi ve
üzerinde de aynı ton maviden küçük balık sürüsü var. Yalnızca mavi
balıklar, ne sarı, ne kırmızı ne mor, yalnızca mavi...
İkinci
dalışımızı "Protected Area" adı verilen dalış bölgesinde yapıyoruz.
Burada napolyan görüyoruz. Devasa mürenler var. Yine kaplumbağa,
ahtapot, sarı lacivert balık sürüleri, baraküda sürüsü, büyük ton
balıkları ve sarı müren görüyoruz.
Dalışlar harika gidiyor. Akıntı yok en önemlisi. Çünkü bir gece
öncesinden o kadar yorgunuz ki en ufak bir akıntıda herkes balon olur...
Hemen unutmadan yazmalıyım; o gün teknede bir sürü yunus gördük. Hatta
bir kısmı teknenin burnunda yüzerken, bir çift yunus da teknenin
altından bir o yana bir buyana geçip durdular. Ben yunusları ilk defa bu
kadar yakından gördüm. Darısı birlikte yüzebileceğimiz günlere...
O günkü
üçüncü ve son dalışımızı köpekbalıklarının yanına yapacağız. Rehber bize
brifing veriyor ve aşağı indiğimizde, reef'in tepesinde bize göstereceği
yerde beklememizi, köpek balıklarının önümüzden geçeceğini söylüyor. Biz
de dediği gibi yapıp, reef'in tepesinde yere yapışıp bekliyoruz. Dediği
gibi önümüzden köpek balıkları yavaş yavaş geçmeye başlıyorlar. Üstelik
bunlar yavru da
değil
:) Ama geçen sadece köpek balığı değil... Çapı iki metre olan bir
stingray eteklerini savura savura bir karış önümüzden geçiyor.
Arkasından bir eagleray gözümüzün önünden süzülüp geçiyor. Üstelik tek
sefer de değil, bir gidip bir
geliyorlar. Biz hiçbir şey yapmadan öylece durup, onların önümüzden
geçmesini izliyoruz. Bu arada bu muhteşem görüntüleri engellemesin diye
fotoğrafçılar bed fishleri ve ton balıklarını kovalıyorlar düşünebiliyor
musunuz. Milletin görmek için dibinin çatladığı yaratıkları biz artık
elimizin tersiyle itiyoruz. Nasıl bir şımarıklıktır bu!! Bu arada biz
köpekbalığı, stingray, eagleray filan derken, altımızda olup biteni
kaçırıyoruz.
Bir
taraftan ayağımızın altına da dikkat etmemiz lazım çünkü stone fish'e
basmamak, Sacit Müdürüm gibi müren'e ısırılmamak :), büyük triger
fishlerin saldırısına uğramamak da lazım. Ya da yanlışlıkla oradan geçen
bir kaplumbağaya çarpmamak... İşimiz çok zor çoook :))) Çılgın bir dalış
noktasındayız, yok yok. Kimsenin sudan çıkası yok. Düşünsenize
köpekbalıklarını çok gördük yeter artık deyip, anemonlarla oynaşır hale
geliyoruz bir süre sonra. YOK BÖYLE BİR ŞEY ŞAKA GİBİ!!! Burası zirve
dalış noktamız....
Artık
son dalış günümüz. Bugün manta point'e gideceğiz. Bu bölge karaya
oldukça yakın. Oldukça dalgalı bir deniz. Şöyle söyleyebilirim; karaya
doğru dalgalar o kadar büyüyor ki sörfçüler sörf yapıyorlar. Teknenin
kaptanı çok başarılı, o dalgaya rağmen çok fazla sallanmadan teknede
durmayı becerebiliyoruz. Bunu niye anlattım, çünkü bu dalganın
sualtındaki yansımasından da bahsedeceğim de onun için. Deniz üzerindeki
dalgalar deniz altını da sallıyor. Hem de nasıl. Suyun altında çok
şiddetli bir biçimde bir o yana bir bu yana savruluyoruz. Hatta ben bu
sallantı sırasında bacağımı kayanın birine bir geçiriyorum... Morluğu
hala geçmedi :))
Neyse
dalga bir yana mantaları anlatmalıyım. Bu indiğimiz ver bir manta
temizlik istasyonu. Buraya gelen mantalar, diğer bazı küçük balıklara ve
remoralara; günlük temizliklerini yaptırıyorlar. Dört beş
metre genişliğindeki bu koca yaratıklar, benim denizlerde gördüğüm en
estetik yaratıklar... Bu anlatılmaz yaşanır. Dilerim tüm deniz
severler bir gün bu güzelliği yaşama şansına sahip olsun. Bu
bölge
ile de ilgili bir çok fotoğraf ve film var. İnanın bana bu gezide
binlerce fotoğraf ve onlarca video çekildi. Tüm bunlardan bir harmanlama
yapabilirsek en kısa sürede sizlerle de paylaşmak istiyoruz.
Umarım
sizlere yaşadığımız bu güzelliklerden bir parça da olsa
tattırabilmişizdir. Benden bu kadar. Yarın yine yollara düşeceğiz. Ben
artık yatmaya gidiyorum. Hepinize iyi geceler (şimdi bir çoğunuz için
sabah olacak onun için günaydın demeliyim sanırım :)) ...
Yazı ve Fotoğraflar :
CMAS 1 Yıldız
Eğitmen Başak ÇETİN

Fotoğraf Desteği :
Sacit Uluırmak,
Oğuz Aroymak
Yazılar
5846 Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun olarak koruma altına
alınmaktadır.
Bunun
içindir ki; yazılı,
basılı,
görsel ve sanal
ortamda yazarın izni olmadan ya da altında yazarın ismi belirtilmeden
asla kullanılamaz. |