|
İkinci
gün herşey yerli yerine oturmuştu. Hem ana teknemize hem de dalış
teknemize yerleşmiş, dalış gruplarımızı belirlemiştik.
Dalış teknesi
görünüşünden beklenmeyecek kadar kullanımı pratik bir tekneydi.
Alüminyum tüplerimize dalış ekipmanımızı bin kere bağlayıp, teknenin her
iki tarafında bulunan yerlerine yerleştirdikten sonra -dalışlar hariç-
gezi sonuna kadar hiç yerinden oynatmadık. Dalıştan çıktıktan sonra
yalnızca regülatörün 1'inci kademesini söküp,
BC de
tüpe bağlı olduğu halde öylece bırakıyorduk. Dalış teknesinde kompresör
vardı ve tüpler yerindeyken dolduruyorlardı. Böylece tekrar dalış için
tekneye bindiğimizde yalnızca regülatörün 1'inci kademesini tüpe
bağlamamız yeterli oluyordu. Benim en taktir ettiğim şey de, bu işlemi,
biz ana tekneye çıktıktan sonra, gürültüsü bizi rahatsız etmesin diye
ana tekneden uzaklaşarak yapıyor olmalarıydı.
Dalış
ekiplerimiz de belirlenmişti. Üç rehber eşliğinde, üç grup olarak
dalıyorduk. Boğaç Hocam sağolsun bir öncü grup oluşturdu. Celasin Bey,
Hakan, Sacit, Tuba, M.K. , Kutluk her dalışta ilk önce suya atlayarak,
diğer iki grup için reefin yerini ve akıntının durumunu tespit ediyor,
bizlerin zorluk çekmeden dalış noktasına ulaşmamızı sağlıyorlardı.
Kendilerine bu fedakarlıkları için bir kez daha teşekkürü borç bilirim.
Ayrıca bu grubun diğer bir adı da "medya grubu" idi. En basitinden en
kompleksine sualtı kameralarıyla bu geziyi belgeleyecek ekip de bu
ekipti. (Şakir Bey, Şekerim ve Sinan'ı da unutmayalım tabii)
İkinci
ekip; Ogushan Hocam, Kubi, Sekerim Ogus, Sinan, Neslihan ve benden
oluşuyordu. Benim badim Sekerim Ogus'du ve her ne kadar su üstündeki
muzurluğu sualtında da devam etmiş olsa da sayesinde oldukça konforlu
dalışlar yaptığımı söylemeliyim. Ona da bu güzel badiliği için teşekkür
etmek isterim.
Üçüncü
ekip; Boğaç Hocam, İstanbul'un dört gülü Sema, Hülya, Müge, Burçak ve
Şakir Bey'den oluşuyordu.
Ekipteki tüm arkadaşlar gerçekten çok uyumluydu. Sanırım gezinin bu
kadar keyifli geçmesinde bunun da çok büyük payı var. Müge, Burçak ve
Hülya aramıza yeni katılmış olmalarına rağmen sıcaklıklarıyla bizlerle
çabucak kaynaştılar ve hepimiz de onları tanımaktan çok mutlu olduk.
Hele Müge, akşamları o güzel sesiyle söylediği şarkılarla hepimizin
gönlünü fethetti. O güzel şarkılar için tekrar teşekkürler Müge'cim.
Dalış
teknesi ve ekiplerin dışında günlük programlarımızda oturmuştu. Sabah
6:30 da kalkıyor, 7:00 da dinlediğimiz brifingin ardından günün ilk
dalışını yapıyorduk. Dönüşte kahvaltımız bizi bekliyor oluyordu. Omlet,
peynir, kızarmış tost ekmeği ve reçelin dışında bazen sosis, bazen krep
bazen de zeytin ikram ediyorlardı. Peynir ve kızarmış ekmek krizimiz
dışında kahvaltı günün en doyurucu öğünüydü bana göre. 11:30 gibi ikinci
dalışlar, ardından öğle yemeği. Çok alışık olmadığımız ama bizi aç da
bırakmayacak lezzette yemekler yiyorduk. Öğle yemeğinden sonra biraz
dinlence ve arkasından günün son dalışı. Akşam yemeğinden sonra ise kimi
zaman teknenin kıçında king oynuyor, kimi zaman ön güvertede sevgili
Kutluk'un bizim için çaldığı şarkıları dinliyorduk. Sohbetlere diyecek
sözüm yok, zaten laf bitmiyordu hiç...
Bir
gece de Burçak, Şekerim ve Sema balık tutma girişiminde bulundular.
Mürettebatın oltalarını ellerinden alıp, balığa durdular. Ben o sıra
teknenin üst katında müzik dinlediğim için bu bölümü kaçırmışım, belki
başkası daha detaylı yazar. Ama ertesi gün aldığım haberlere göre Sema
bir balık tutmayı başarmış, Şekerim Ogus ise bir köpek balığı tutmuş ama
elinden kaçırmış. Söylediğine göre bir buçuk metrelik bir köpek
balığıymış...
İlk
günkü dalışlardan sonra "buranın da Kızıldeniz'den farkı yok galiba"
dedik Ogus'la birbirimize. Eğer bu şekilde devam ederse öyle de olacak
gibiydi. Ama ikinci gün Ari Atol'de yaptığımız ikinci dalış, bizi biraz
heyecanlandırmaya başlamıştı. Reef'in üzerinde enva-i çeşit balık vardı.
Bu denizin triger fish'leri Kızıldeniz'e göre küçüktü. Daha doğrusu
türkuaz renkli olanları küçüktü (yaklaşık 10-15cm.) Ama aynı bizim papaz
balıkları gibi heryerdelerdi. Sanki denizin içini bu trigerlardan oluşan
bir duvar kağıdı ile kaplamışlardı. Reef'in üzerinde sıkça soytarı
balığı görmek mümkündü. Bir on, onbeş dakikalık yüzüşten sonra akıntılı
bir bölgeye geldik. Rehber, bizi oldukça büyük iki kayanın arasına sokup
beklememiz istedi. Ogus Hoca'nın yaptığı akıntı çubuklarını kullanma
vakti gelmişti. Çubuklarımızı saplayıp beklemeye başladık. Uzaklarda bir
köpek balığı silueti göründü. Çok yaklaştığını söyleyemem ama gördük mü
gördük işte. O iki kayanın arasında on dakika kadar bekledik. Bu arada
akya ve baraküda sürüleri, adını bilmediğim büyük metal renkli balık
sürüleri de önümüzden geçip duruyorlardı. O dalışı, uzaktan da olsa
köpek balığı görmenin keyfiyle bitirdik.
Üçüncü
gün çılgın bir gün oldu. Günün ilk dalışını "Kudarah Thila" adı verilen
bir dalış bölgesine yaptık. Bu dalışı nasıl ifade edeceğimi bilemiyorum
gerçekten. Hani yeni yılda Amerikalılar Noel babanın ülkesinde geçen
filmler çekerler. Bu filmlerde rengarenk şekerlemelerden oluşan evler,
enva-i çeşit oyuncaklar olur. Her yer ışıl ışıl ve rengarenktir. İşte
burası da öyle bir yerdi. Çeşit çeşit ve renk renk balıklar sürüler
halinde dolaşıyorlardı. En parlak sarılar, en çılgın morlar, maviler,
kırmızılar, turuncular... Sanki dünyanın tüm orta ve küçük ölçekli
balıklarını bu bölgeye getirmişler ve üzerlerinde Gökkuşağı'nı
patlatarak onları renklendirmişler. Bütün arkadaşlar çıldırdık. Nereye
bakacağımızı bilemiyoruz. Ben 360 derece bakmaktan sarhoş oldum.
Fotoğrafçı arkadaşlar, ellerinde kameralar, bir oyana bir bu yana
saldırıyorlar. Feci bir haldeyiz, ŞAKA GİBİ! Tekneye çıktığımızda her
kafadan bir ses çıkıyor. Herkes bugün tüm dalışları burada yapmak
istiyor filan...
Tabii
günün diğer dalışlarını burada yapmadık. Teknemiz yoluna devam edecekti.
Önce hepimiz biraz bozulduk. Ne vardı sanki diğer dalışları da burada
yapsaydık. Boğaç Hocam ve rehberler bizi çocuk avutur gibi avuttu
"olmadı dönüş yolunda bir kere daha buraya dalarız" diye. Gerçekten de
çocuk avutur gibi avutulduğumuzu sonradan anladık çünkü bundan sonraki
dalışları görünce kimsenin aklına bir daha o bölgede dalmak gelmedi,
geldiyse de dillendirmedi. Ama eminin şu an olsa herkes yine o bölgeye
dalmayı deli gibi isteyecektir.
Şekerci
dükkanından zorla çıkarılmış çocuklar gibi tıpış tıpış teknemize döndük.
Rehber bir toplantı
yapıp, Sun Island'a doğru gittiğimizi, bu bölgede
yolumuzun üzerinde whale shark (balina köpek balığı)
olabileceğini, abc'mizi hazır tutmamızı söyledi. Herkes abc'sini dalış
teknesinden ana tekneye aldı. Tekne bir süre yoluna devam ettikten sonra
hız kesti. Karşıda başka tekneler de durmuştu ve suda abc'li insanlar
vardı. Rehber birden bağırdı "GO! GO! GO!" hepimiz paldır küldür sulara
atladık ve deliler gibi rehberin gittiği yere doğru palet vurmaya
başladık. Diğer insanların arasında dağılmıştık. Bir ara birinin "Başak
burada, Başak burada, aşağı bak! " diye bağırdığını duydum. Ogus bana
aşağıyı gösteriyordu. Evet işte oradaydı. Whale shark (balina köpek
balığı) yaklaşık sekiz on metre aşağımızda salına salına yüzüyordu.
Kafamı sudan çıkardım, badimi aradım. Şekerim Oğuz biraz arkamda
kalmıştı.
Ben de
ona seslendim. Hemen yetişti. O da görmüştü. O kadar çok palet vurmuştum
ki nefesimi ayarlayıp serbest dalışa bir türlü geçemiyordum. Hayvan
yavaş yavaş uzaklaşmaya derine gitmeye başladı. Son gücümle nefes aldım,
daldım... Ama uzaklaşmaya başlamıştı bile. Biraz daha o derinliklerde
dolaşsa skin dalışla hayvanla birlikte yüzmek içten bile değildi. Ama
yinede böyle bir yaratığı görmek çok büyük bir keyifti.
Tekneye
çıktığımızda görenler görmeyenler konuşup duruyorduk. İkinci dalış
bölgemiz de
burası olacaktı ve bu sefer su altında
balina köpek balığı görme şansımız vardı. İkinci dalışın hazırlıkları
tamamlandı. Bu dalışta ekip ekip değil, tüm ekipler birlikte aynı anda
dalacaktık. Dalış başlıyor. İndiğimiz yer yaklaşık sekiz on metre
derinlikte ve suyun içinde beşik gibi sallanıyoruz. Denizin dalgası
sualtını da beşiğe çevirmiş. 21 kişi aynı senkronda bir o yana bir
buyana savrulup duruyor. O kadar komik bir görüntü ki hala gözümün önüne
geldikçe gülüyorum. Dalışa geçildikten Birkaç dakika sonra çakçaklar
ötmeye başladı. Herkes bir yöne doğru hızla palet vurmaya başlamıştı.
Bende palete asıldım. Şekerim beni geçti, bastı gidiyor, ben de
peşinde... İşte orada... Birkaç saat önce denizin üzerinde seyrettiğimiz
whale shark'a yaklaşık on metre uzaktayız. Hepimiz tüm gücümüzle palet
vuruyoruz, hayvana daha çok yaklaşmaya çalışıyoruz. Daha sonra Şekerim
Ogus'un çektiği video'dan izliyoruz ki en çok Tuba ve Şekerim
yaklaşabilmişler hayvana. Tubanın fotoğrafları, Şekerimin de videosu çok
başarılı. Videoda Şekerimin solumasını dinliyoruz. Hayvana yaklaştıkça
soluk alıp verişi artıyor, hayvan uzaklaşmaya başladığında, yanında
biraz daha yüzebilmek için ciğerlerinin son damlasına kadar kendini
zorlayan Şekerim'den çıkan sesler "HÖRK! HÖRK! HÖRK!" şeklinde...
Hepimiz çok mutluyuz. Tuba'yı ve Şekerim'i bu başarılı çekimlerinden
dolayı kutluyoruz. En çok görmek istediğimiz hayvanlardan birini görmeyi
başardık. Darısı diğerlerinin başına...
Whale
shark gözden kaybolduktan sonra etraftaki börtü böcekle oyalanmaya
başlıyoruz. Tabak şeklindeki mercanlar, içinde küçük balıkların
dolandığı mercanlar, anemonlar...
O günün
son dalışında bolca stone fish görüyoruz. Bir ara Şekerimi bir kayanın
dibinde bir şeyleri çekiştirirken buluyorum. Çekiştirdiği şey yavru bir
köpek balığının kuyruğu... Hayvanın kuyruğuna yapışmış, çekiştirip
dururken hayvan birden kayanın arasından kurtulup kaçıyor. Ben çok
sinirleniyorum ve bu sefer ben Şekerimin paletine yapışıp onu
çekiştirmeye başlıyorum. Nasıl oluyormuş çekiştirilmek, neden hayvanı
çekiştiriyorsun mesajları veriyorum sualtı dilinde. Ama daha sonra
yukarıda Şekerim beni, hayvanın kayaya sıkıştığını ve onu kurtarmak için
çektiğini anlatarak ikna ediyor. Hayvanın konumunu düşününce ben de ona
hak veriyorum.
Böylece
bir gün daha bitiyor. Ertesi güne hazırlanmak için karnımızı doyuruyor,
mazotumuzu alıyor ve dinlenmeye çekiliyoruz.
Yazı ve Fotoğraflar :
CMAS 1 Yıldız
Eğitmen Başak ÇETİN

Fotoğraf Desteği :
Sacit Uluırmak, Hakan Egel,
Boğaçhan Teleri
Yazılar
5846 Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun olarak koruma altına
alınmaktadır.
Bunun
içindir ki; yazılı,
basılı,
görsel ve sanal
ortamda yazarın izni olmadan ya da altında yazarın ismi belirtilmeden
asla kullanılamaz. |