|
Maldivler'e
gitmeye iki gün kaldı ama hala heyecanlanmıyorum... Son gün gelen
fırtına ve yağmur
haberleri, bu heyecansızlığımı daha da katlıyor. Bir
üşengeçlik, bir isteksizlik ki nasıl, size anlatamam. Eski halim olsa
haftalar öncesinden başlardı hazırlıklarım. Çok
heyecanlandığım, çok güzel olsun istediğim şeyler hep ters gitti hayatım
boyunca, belki de onun verdiği bir korku ile heyecanımı yok ediyorum
bilinç altında kim bilir... Neyse Cumartesi sabahı Tunus'da toplandık.
Boğaç Hocam, Egel ailesine eşlik etti. İstanbul grubu zaten bizi orada
bekleyecekti, diğer geri kalan onbir kişi yola koyulduk. Daha Ankara'dan
çıkmadan ilk molamızı Kubilay'ın yerinde verdik. Sağolsun bizi bir güzel
doyurdu Kubicik. Oradan İstanbul'da kızlarla buluştuk. Kilo sorununu
Şekerim'in de katkılarıyla çözüp, pasaport kontrol, duty-free, boarding,
derken uçağımız geldi. Uçakta sohbet muhabbet... Sevgili Sema'nın doğum
günüymüş, onu kutladık. Bu kısmı Şakir Bey'den alalım çünkü ben bir
kısmını kaçırdım galiba :) Gecenin bir vakti Dubai'ye indik. Uykusuzluk
da var belki ondan ama hala heyecanlı değilim... Male'ye hareket etmek
üzere tekrar uçağa bindik.
Dört
saate yakın bir uçuştan sonra gözlerimi açtığımda güneş doğmak üzereydi
ve uçağın penceresinden baktığımda gördüğüm manzara karşısında benim
gibi biri için heyecanlanmamak mümkün değildi; alttan alev almış yanan
bir gökyüzünde, türkuazın parlement
mavisine geçişi insanı büyülüyordu...
Male'ye varmak üzereydik ama hala görünen
bir kara parçası yoktu. Uçak inişe geçti ama karaya değil denize
iniyorduk. Tabii denize inmedik, ben öyle sanmışım. Çünkü küçük bir pist
vardı ve hemen denizin bittiği yerde başlıyordu. Uçak iner inmez fren
yapmaya başladı. Hemen durması lazım. Devam ederse adanın diğer
tarafından tekrar denize düşebiliriz :)))
Sıkı
bir frenden sonra, işte sonunda geldik. Ama daha bizi bekleyen bir de
tekne yolculuğu var. Dört saat süreceğini bildiğim bu tekne yolculuğuna
çıkmak için pasaporttan geçip limana gidiyoruz. Bizi bekleyen tekneyi
görünce paniğe kapılıyorum. Sandaldan biraz büyük, üzerinde dalış
tüplerinin olduğu ahşap bir deniz taşıtına biniyoruz. Onca yol,
yorgunluk ve heyecansızlıkla bindiğimiz tekneyi ancak böyle tarif
edebilirim. Ne işim var benim burada diyorum içimden. Bununla dört saat
gidersek perişan oluruz. Sonra da sus diyorum kendi kendime mızıklanma
sus. Neyse ki bu dalış teknesi onbeş yirmi dakikalık bir yolculuktan
sonra bizi esas teknemiz olan Maldivian Dreams adlı ana teknemize
ulaştırıyor.
Teknemiz, üç katlı oldukça büyük bir tekne. Bizi bu tekneye getiren
dalış teknemiz ve bir de küçük motorumuz var. Bizi hindistan cevizi
kokteyli ile karşılıyorlar. Bir yudum alıyorum. Burun kıvırıyorum.
Sevmedim.
Bu arada saat sabah onbir olmuş. Bir saat sonra dalış var diyorlar.
Yatıp uyusak ya ne işimiz var şimdi dalacağız diyorum kendi kendime.
Nasıl mızmızım ve huysuzum anlatamam. Uykusuzluk ve yorgunluk beni böyle
yapıyor. Aksi huysuz bir şey oluyorum. Sanırım bu kırk yaşımdan sonra
oldu. Aslında her şey gayet yolunda gidiyor. Ters olan tek şey hava...
Birkaç parça buluttan başka gökyüzünde hiçbir hareket yok. Hava gayet
güzel ve güneşli. Ne fırtına ne yağmur... Ve en güzeli, bu muhteşem hava
gezi boyunca bizimle olmaya devam ediyor.
Çantalarımızı alıp, odalarımıza yerleşiyoruz. Benim oda arkadaşım Tuba,
odamızın adı da Manta. Teknedeki her odaya bir balık adı vermişler.
Boğaç Hocam shark'da, Ogus'lar turtle'da, Şakir Beyle Sacit tuna'da
kalıyordu mesela... Odalar, bir dalış teknesi için yeterince konforlu
sayılır. Tabii ilk başta o huysuz ve uyumsuz halimle pek böyle
düşünmemiştim ama bir güne kalmadan böyle olduğuna karar verdim. Tüm
ihtiyacı yeterince karşılıyordu. Dalış teknesi de öyle. Dalışlar
sırasında hiçbir sıkıntı yaşamadık.
İlk
dalış için çağrı geldi. "Brifing!". Banana reef dedikleri bir yere
dalıyoruz. Bu Male'ye yakın bir yerlerde. Zaten Maldivler nokta nokta
adalardan oluşuyor. Hani bazı çocuk bulmacaları vardır, noktaları
birleştirirsiniz de bir şekil çıkar ya ortaya, işte bu da öyle,
noktaları birleştir bir Atol olsun :)) Şaka gibi... Şaka gibi bu geziye
takılan bir takma ad halini aldı zamanla çünkü gerçekten yaşadığımız her
şey şaka gibiydi... Tuhaf, inanılmaz, muhteşem bir şaka... Bu dalış
yaptığımız Atol'un adı da Male Atol'dü.
Bu ilk
dalışta çok enteresan bir şeyle karşılaşmadık. Kızıldeniz'de gördüğümüz
canlılar burada da vardı. Ama denize kavuşmanın verdiği huzurla benim
bütün negatifliğim sona ermiş, yüzüme yorgun ve huzurlu bir tebessüm
yerleşmişti. Dalıştan sonra öğle yemeğimizi yedik ve dinlenmeye
çekildik. Önümüzde dört saatlik bir tekne yolculuğu vardı ve herkes için
çok iyi gelecek bir dinlenme süresiydi. Çünkü dört saat sonra yine
dalacaktık. Ben bir saatlik sıkı bir uykudan sonra uyandım. Teknede
benden ve mürettebattan başka herkes uyuyordu. Teknenin burnuna gittim,
bir sandalye çektim, ayaklarımı teknenin küpeştesine uzattım ve yanımda
getirdiğim mp3 çaların kulaklıklarını takıp, denizi ve uzaklardaki küçük
adacıkları izlemeye başladım. Öğleden sonra güneşi denizin üzerine
yayılmış, küçük dalgalarla birlikte salınıyordu. Dünyanın bir yerinde,
teknenin birinde, okyanusun üzerinde yol alıyordum ve kulağımda çalan
ezginin sözlerini dinliyordum. İşte o an ne kadar mutlu olduğumu
düşündüm. Şarkının sözleri beni, bizi anlatıyordu;
Dünyada
bir yerdeyim ben,
Yol
kenarındaki su birikintilerindeyim,
Yerim
yurdum yoktur benim,
Yarim
yurdum yoktur benim,
Sadece
gökyüzüne göreyim
Uzak
yerler çeker beni
İsterim
ki gemilerle gideyim
Bugün
burda şarkılar söylerim
Ben
kendime şarkılar söylerim
Ama
yarın hiçbir yerdeyim
Kazım
Koyuncu'yu saygıyla anıyor ve teşekkür ediyorum, tüm gezi boyunca
dilimden düşmeyecek bu şarkıyı defalarca dinliyor ve söylüyorum... Deniz
sakin, hava sakin ama artık benim yüreğim coşuyor, taşıyor, teknenin
güvertesinden denize akıyor. Ufka vermişim gözlerimi, herkes uyurken ben
bir sonraki dalışı bekliyor, dünyada bir yerde, okyanusun ortasında
olmanın heyecanını yaşıyorum...
Bir
dahaki bölümde görüşmek üzere :)
Yazı ve Fotoğraflar :
CMAS 1 Yıldız
Eğitmen Başak ÇETİN

Yazılar
5846 Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun olarak koruma altına
alınmaktadır.
Bunun
içindir ki; yazılı,
basılı,
görsel ve sanal
ortamda yazarın izni olmadan ya da altında yazarın ismi belirtilmeden
asla kullanılamaz. |