Anadolu Panteri Sualtı Dünyası

| Tavsiye Et | Ana sayfa Yap | Sık Kullanılanlara Ekle | İletişim |


Ana Sayfa


Pardus?


Fotoğraflar


Haberler


Linkler


Medya


Paylaşım

Basınç Odası Teorisi

Amatör Dalıcı Muayenesi

Bilgini Test Et

Ankara Sualtı Videolar

Pardus Videolar

  Fotoğraf Galerimiz 

Faaliyetlerimiz

  Sualtı Dünyası

  Nasıl Balıkadam Olurum?

  Sualtı Karikatürleri

  Sualtında İletişim

  Donanımlı Dalış Yönetmeliği
  Kaptan Cousteau
  Altın Kurallar
  Güvenli Dalış Kuralları
  Dalışın Tarihçesi
  Sık Sorulan Sorular
  Sizin Dalış Anılarınız

  Denizden Gelen Lezzet

  Nasıl Hazırlanır?

  Balık Takvimi
  Hangi Baharat, Hangi Balıkla
  Balık Nasıl Alınır ve Saklanır?
  Balık Nasıl Temizlenir?
  Hangi Mevsimde, Hangi Balık?

  Eskişehir Bilgi

  Eskişehir Telefon Rehberi
  Eskişehir Hava Durumu
  Eskişehir Nöbetçi Eczane
  Eskişehir Tiyatro Etkinlikleri

İletişim

 
"Ben sporcunun; zeki, çevik
ve aynı zamanda ahlaklısını severim"

   
 

Dalışın Tarihçesi

İnsanoğlunun nefesini tutarak sualtına ilk olarak ne zaman daldığı bilinmemekte ise de, profesyonel amaçla ilk dalışın günümüzden 5000 sene önce olduğu tahmin edilmektedir. Bu ilk dalgıçlar hiç bir alet kullanmadan, kendilerini dibe götürecek bir taş parçasına tutunup, dipten sünger, mercan ve sedef gibi gereksinimlerini elde ediyorlardı. Yunanlı tarihçi HERODOTUS, Scyllis adlı bir dalgıcın İsa'dan 400 sene önce Pers Kralı Xerxes tarafından tutulup, batık Pers gemilerinden dalarak define çıkardığından bahseder. Eski zamanlardaki dalgıçların görevi düşmanın çapa halatlarını kesmek, gemi diplerinde delik açıp gemileri batırmaktır. M.Ö 332 yıllarında Büyük İskender Lübnan (Tyre) limanın girişindeki maniaların temizlenmesi için dalgıçlar göndermiş ve bizzat kendisi dibe inerek çalışmaları kendisi izlemiştir.

1700-1800 yıllarında yeni dünyaya hareket eden İspanyol gemilerinde de yüzücüler ve dalgıçlar yer almışlardır. Çok eski tarihlere ait birçok kayıtlarda dalgıçlara kaba tabiriyle hava ikmali yapıldığından bahsedilmektedir.

Dalgıcın suyun altında kalabilmesini sağlayacak havanın elde edilebilmesi için kamış borular kullanıldı. M.S. yaklaşık olarak 375 yılında Vegetius, bir eserinde hava borusu ile donanmış bir dalgıç başlığının tarifini yapmaktadır. Bütün bu bahsedilen ilk buluşların denenip denenmediği bilinmemektedir. Suyun 30 cm. altında insan vücudu 90 kiloluk bir ağırlığa mahsur kalır. Bu basınç altında ciğerlerin solunum kabiliyeti yeterli değildir. Bu problem ilk zamanlar tam anlamıyla anlaşılmadığı için yapılan ilk buluşlar kullanışsızdı. M.Ö. 9 yüzyıldan kalma bir Asur Frezin'de dalgıca benzeyen biri, içi hava ile şişirilmiş bir hayvan derisini, dalış tüpü olarak kullanmıştır. Yukarıda bahsedildiği gibi, böyle bir aletle dalmak mümkün olmadığına göre, sadece bir yüzdürücü olarak kullanılmış olabilirdi. Orta çağların sonlarına doğru 1240'larda Roger Bacon kullanılabilecek bir dalış sistemi ile insanların kendilerini tehlikeye atmadan sualtında dolaşabileceklerini açıkladı. O dönemin bazı yazarları 16. ve 17. yüzyıllarda bazı buluşlardan bahsedip çizimler yaptılar. Ne var ki ilk atom denizaltlısını düşünmüş olan Jules Verne gibi onlarda gerekli teknolojik bilgiye sahip değillerdi.

1500-1800 yılları arasında dalgıçların sualtında dakikalarca kalmasını gerçekleştiren çanlar geliştirildi. İçi hava dolu çan (suya ters olarak batırılmış içi boş bardak gibi) suya daldırıyorlardı. Çana giren dalgıç, içerde hapis kalan havayı soluyarak sualtında araştırmasını yapıyordu. 1680 yılında Massachusetts doğumlu maceraperest William Phipps 200.000 İngiliz Lirası değerindeki hazineyi çıkarmak için dalgıç çanı kullandı ve başarılıda oldu.

1715 yılında ise John Lethbridge diğer bir İngiliz, her tarafı kapalı deriden yapılmış tek kişilik bir dalgıç elbisesi yapmayı başardı. İçi hava dolu elbisenin baş kısmında dibi görmeye yarayan camdan lombozlar vardı. 18 metreye kadar dalabilen bu aletle 34 dakika kalınabiliyordu. Dalış çanları, Lethbridge'nin geliştirdiği alet ve diğer basit aletlerle serbest dalanlar, mavi derinliklerin sığlarında kayıp çapaları, batık gemileri bulmaktan,batık İspanyol defilelerini bulmaya kadar büyük başarılar elde ettiler. İlk kullanışlı dalgıç elbisesi Augutus Siebe tarafından geliştirildi. Asırlar boyunca geliştirilen dış çanları, başlıklar , dalgıç donanımları, sportif gaye ile yapılan dalışlarda dalgıcın yeteneğini büyük ölçüde kısıtlamaktaydı. Formalı dalgıç elbisesiyle belki sualtında kalıp kendinizi balık gibi hissedebilirsiniz ama, yüzemez ve yüzeye hava hortumu ile bağlı olursunuz. Buda oltaya yakalanmış balığa benzer.

Amatör dalıcı, kendisine sualtında hareket olanağı ve zaman sağlayacak havayı taşıyacak bir hava haznesi gereksinimi duydu. İki şey bu gereksinime cevap verebilirdi. (havayı ufak bir kapta tutma ve bu havayı nefes alınabilecek şekilde ayarlayıcı valf).

Ne ilginçtir ki, SCUBA (Self Contained Underwater Breathing Aparatus) icat edilmeden 80 yıl önce böyle bir cihaz mevcuttu.

1825 yılında W.H.James adlı bir İngiliz kendi üzerinde sıkıştırılmış hava taşıyan elbiseyi icat etmişti, ama gereken ilgiyi görmemişti. 41 sene sonra Benoit Ronguayrol adlı Fransız ilk regülatörün patentini aldı Regülatör basınçlı hava haznesine takıldığı zaman dalıcıya nefes alınca hava vermeyi kesiyordu. Ronguayrol ise James gibi regülatörü basınçlı hava şişesine bağlamayı akıl edememişti. Jules Verne'nin sualtında 20.000 fersah adlı eserinde bu bağlantı yapılmıştı.

1925 yılında Le Prier adlı Fransız, Yüksek basınçlı hava tüpünü bir maskeye sıkıştırmayı başarmıştı. Bu arada Ronguayrol'un geliştirmiş olduğu regülatör unutulmuştu. Hem zaman hem de hava kaybına uğrayan bir metotla, valfı açıp kapamak suretiyle nefes alınabiliyordu. Yıllarca maske ve paletle dalış yapan iki arkadaş Emile Gagnan ve Jaques Cousteau her şeyi birleştirdiler. Serbest dalıcının hürriyetini hareket yeteneğini ve hava yettiğince mavi derinliklerde kalabilmesini geliştirmek için sürekli çalıştılar. Bir haziran Günü Cousteau, regülatörü basınçlı hava doldurulmuş tüpe monte ederek dünyanın ilk tam otomatik dalış aletini bulmuş oldu. Alet çalıştı ve dalış aleminde yepyeni bir devir başladı (1943).

İnsanoğlu o zamana kadar sualtında sırtında bir aletle kesintisiz olarak nefes alıp verememişti. Hava derinliklerindeki basınçla ayarlanarak dalıcının nefes almasını kolaylaştırıyordu. Cousteau'nun deyimiyle bu buluş SUALTI DÜNYASININ PASAPORTU oldu.

Scubanın icadından sonra gelişen teknoloji ile birlikte, insan daha derine inip daha uzun kalmanın yollarını araştırmaya başladı. Karışım gazlar kullanılarak 100 metre altına derinliklere inildi. Jacues Cousteau, Kızıldeniz'de balıkadamlarını 18 metre derinlikte bir hafta tuttu ve sualtı evlerinden çıkıp 100 metrede araştırma yaptılar. Amerikan Donanması SEALAB-1,2 programları ile balıkadamlarını 61 metrede 30 gün tutarak insanların gelecekte bir zaman sualtında yaşamalarının mümkün olacağını gösterdi.

Diğer taraftan 1986 yılında Yunus adam olarak bilinen 50 yaşlarındaki Jacues Mayol 3,5 dakikada kendi nefesiyle 110 metreye inip çıktı ve 1981 yıllarındaki 101 metrelik rekorunu yeniledi. Scuba sistemi kullanılmadan insanoğlunun 100 metrenin altına inebileceği kanıtlanmış oldu.